25 Kasım 2020 Çarşamba

Batıl inanç

  Eskiden sokakta yürürken her köşe başında seninle karşılaşacağımı zannederdim. Çünkü hakkında hiçbir güncel bilgiye sahip olmayışım her ihtimalin eşit derecede mümkün olduğunu düşündürürdü bana. Sen orada da olabilirdin, hiç bilmediğim bir yerde de olabilirdin, hatta dünyamızdan çok uzakta bile olabilirdin. Müsebbibinin sen mi yoksa başka bir şey mi olduğunu bilmediğim bazı batıl inançlarım var. Gerçi batıl mı hak mı ondan bile emin değilim. Mesela bunlardan birine göre biz zamanın bir yerinde donmuş kalmışız. Bizi biz yapan tüm etkenler o anda mevcutmuş. Ve o an ikimizin de içinde, derinlerde bir yerlerde cılız bir ateş gibi hep yanmaya devam ediyormuş. Dolayısıyla zaman her şeyi değişmeye zorlasa ve bunda muvaffak olsa bile biz adeta ona meydan okurcasına hep o an içerisinde el ele tutuşurken bize kendisi hakkında bilgi veren tek alet olan saate bakıyormuşuz. Ama bütün bunlardan bihaber, sadece tenefüste aldığımız karamelli çikolatayı beraber yiyebilmek adına dersin bitimine kaç dakika kaldığını görebilmek için. 

 Bu satırları yazarken arkamdan gizli gizli beni izleyip son derece rasyonel yorumlar yapmaya çalışarak beni bu düşüncelerden uzaklaştırmaya çalıştığının farkındayım. Senin bu tavrın ile otobüsteki tehlike yüzünden camı çekiçle kıran insanın o canhıraş tavrı arasında çok bir fark var gibi durmuyor. İkiniz de mevcut olan ilk çıkış yolunu kullanıp oradan kaçmaya çalışıyorsunuz. Merak etme bu sefer seni bu kaçıştan vazgeçirmeye çalışmayacağım. Çünkü farkettim ki ne yaparsak yapalım zaten hep yalnız ölüyoruz.


1 Mayıs 2020 Cuma

Lanet olsun dostum hava yine yağmurlu

 Hava gri yine bugün. Yaz mevsiminin insanı bunaltıp artık zihinsel hiçbir aktiviteye meyledemeyecek bir hale getiren sarı sıcağı yok henüz. Bir de dışarıda gün ışığı olmamasının benim üzerimde farklı bir etkisi daha var. Evin içine kapanmışken insanın düşünce yolu ile kafasında yaptığı yolculuklara daha elverişli olmamı sağlıyor. Küçükken de böyleydim ben. Buna ilk sebebiyet veren şeyi hatırlamıyorum ama soba ile ısınan evimizin 55 ekran tüplü televizyonunda, yine böyle gri bir gökyüzü yukarıdayken bir şarkı çalıyordu. O an duyduğum huzur o anın sadece ufak bir parçasıydı. Şarkının klibini izlerken kafamda çoktan yola çıkmış, bulunduğum ortamı terketmiştim. Bunun hazzını hiç unutmadığım için sanırım o anki şartları sağlayan şeylere büyük bir sevgi besliyorum. Oysa yaz mevsimi öyle mi? Terlemek için hareket etmenize, merdivenden yukarı yük taşımanıza gerek yok. Ter kokunuzu duyduktan sonra kendinden geçen sivrisineklere karşı uygulamaya koyacağınız sistematik bir katliam planınız yoksa işiniz zor. Sıcağa ve ona sebebiyet veren veya vermiş olması muhtemel her şeye küfretmekten dolayı yaptığınız işin verimsiz olmasına değinmiyorum bile. 

 Bu gri havalarda sizi kendi kabilelerinden "onlardan" olmadığınız gerekçesiyle kovanlara karşı yöneldiğiniz benliğinizin kapısından girdiğinizde kocaman bir dünya ile karşılaşma ihtimaliniz artıyor. İnsani ilişkilerin cıvıklığının artık anlamını tamamen değiştirdiği bir takım kavramların özleri ile içli dışlı olduğunuzda, kendinize ve dünyaya artık daha objektif bakabiliyorsunuz. Bu kabullenme sizi gerçeklerin acı olan kısımlarından zedelenme imkanı olmayan birine dönüştürebiliyor. Bu gri havalarda solan renkler size bir gün bütün renklerinizin solacağını ve nereye gitti meçhul bir karanlığa düşeceğinizi hatırlatırken, serin havada iyi gittiğini düşündüğünüz çayın sıcaklığı hâlâ hayatta olduğunuzu ve görülecek başka renklerin halen mevcut olduğunu hatırlatabiliyor. Yok olup gidecek bir canlı olmayı kendilerine yediremeyecek kadar kibre bulanmış ama dışarıya münzevi görünen paranoyak sofuların karanlık dünyasını daha rahat görmenize sebep olabiliyor bu gri havalar. 

 Yanımda oluşunun ilk defa bende büyük heyecan yarattığı zamanlardı bu gri havalar. Karamelli çikolatadan kalorisi yüksek diye uzak durmak yerine bölüşüp yediğimiz günlerdi. Birbirimiz aracılığıyla kendimize ve etrafa dair farklı şeyler keşfettiğimiz zamanlardı. Şu an ise bir zamanlar yaşadığımız o güzel şeyleri bizim yerimize yaşaması için kafamda başka varlıklar yaratıyorum hep. Onlara güç veren şey zamanın bir yerinde halen devam eden bazı hayatlar iken, motorlarını ateşleyen şey ise gerek sevdiğim bir dostumun bana önerdiği gerek kendimin keşfettiği nağmeler oluyor.