Bazı insanlar yerinde sayar. Daha doğrusu dışarıdan bakan için yaptığı şey yerinde saymaktır. Adım atmaya devam etmez, bulunduğu yerden memnundur. Bulunduğu yerden çok uzakları görebilir bazı insanlar. Uzaklardaki ikiyüzlülükleri, samimiyetsizlikleri, gri çimenleri, iyi olmak yerine kötü insan olamadığı için üzülenleri görür. Sahip olduğu mavi-yeşil düşlerin masumiyetini bir kenara bırakıp mücadele etmeye üşenir çoğu zaman. Mücadele etmesi gereken şeyler bir ya da ikiyle sınırlı değildir zira. Önündeki kalabalık kavramların anlamlarını değiştirip her yalana birer kılıf uydururken bizim miskin içinde olmak istemez bu sosyal evrimin. Beş dakikalık hazlara methiyeler düzülen, alanın ve satanın razı olduğu bir yerde etrafındakilerin delikanlı çocuk rolünü oynamasına içten içe ayar olsa da ses etmez. Ne de olsa miskindir. Kim ciddiye alır ki onu? Herkes gibi değil de kendi gibi olmak istemesi çoğu zaman marjinal bir pasaklı yaftası yemesine sebep olur civardaki insanların harabeye dönmüş bilinçaltlarında. Bazı insanların hafızası gereksiz yere kuvvetlidir. Çok değil iki sene evvel kendini ispat çabası uğruna türlü rezilliklere imza atmış, vücudu irice lakin aklı mikroskobik düzeyde arkadaşının kravatlı bir sosyopata dönüşmesini üzülerek izler. Yolda karşılaştığı tanıdığına eskiden yaşadıkları çok güzel bir anıyı anlatırken karşının suratındaki "ne diyor bu kodumun delisi" ifadesine rağmen bir umut susmaz. Fakat karşıdaki hiç böyle bir şey yaşanmamış gibi bakar bizim miskinin suratına. Zamanında türlü şebeklikler yapıp en yalnız zamanlarında miskinin yanından ayrılmayan o değildir. Adam olmuştur çünkü. Artık bir sıfatı, düzenli olarak yalan söyleyebileceği devasa bir maskeli balosu ve suratına bakmaktan haya etmediği bir kız arkadaşı vardır. Hazzı mutluluk ve huzur ile karıştıran modern yamyamların içerisinde, samimi kalabilenlere selam olsun. Miskin hala çok yorgun. Ve kaptan hala onu bekliyor.
Boş zamanlarımda psikoloji okurum. Çünkü aynı zamanda kullanma klavuzu okumak gibi bir hobim vardır. İlaç prospektüslerine karşı da boş değilim. Okuduğum kitapların çoğunda insanın yetişkinlik halinin genelde çocukluktan miras kaldığı yazıyor. Ben küçükken bana her denileni yapan, hep cephe alınıp oyunun dışında tutulan, hep 5-6 kişi toplanıp dövülen gözlüklü çocuktum. Uzun bir süre hiç hayır demedim. Kendi istek ve arzularım olabileceğinin düşüncesi aklıma gelmek şöyle dursun, azcık zorlasam uzun dalga radyo yayınlarını alacak kafamın yanından bile geçmedi. Ben şu yaşıma kadar benlik diye bir şeyin farkında olmadan yaşadım neredeyse. Kendime ait olan şeyleri hep ikinci plana atıp yaşadım. Bunun bana getirdikleri hafif olmadı haliyle. Kendi yapabileceklerimin farkında olmadan, yarı özgüvenli bir halde yaşadım. İstediklerim hep hayallerde kaldı. Ama buna dur demek ölümcül derecede zaruri olmuştu artık..
Etrafımdakilerle ilişki içinde olmayı absürd bir şekilde reddedişim bana kendimi daha rahat gözleyebilme fırsatı vermişti. Bende zaman zaman içinden çıkamadığım şeylerin üzerine gider, bir psikolog edasıyla en güncel halinden en başına kadar didiklerdim. İşte dün bitirdim o yolculuğu. Hayatta tek başıma var olabileceğimi ve istersem her şeyi yapabileceğimi farkettim. İlaç prospektüslerine hala boş değilim ve boş zamanlarımda artık nörokimya üzerine makaleler de okuyorum. Son paragrafı klişeler üzerinden sonlandıracağım. Bir şey klişe haline geldi diye doğruluğundan bişe kaybedecek değil. Çoğu insanı psikiyatriye sokup içine kimyasallar sıkıştırılmış şeyler içiren o his kafadaki görünmez sınırlardan, bariyerlerden fazlası değil. Günümüz toplum hiyerarşisini meydana getiren, farklı kişilere farklı hitaplarla yaklaşmamıza sebep olan, o kıza açılamayıp başkasının elde ettiğini görünce 70lik devirten, çok daha fazlasını yapabilecekken gereksiz yere azıyla yetinmeyi telkin eden, havaya kalkan yumruğu havada tutan, gırtlaktan geçip dışarı çıkmasına ramak kalan küfrü dalağa kadar geri yollayan, Pavlov'un köpeğini yavşağın önde bayrak flama taşıyanına çeviren, kafadaki şartlanmalardan ve bariyerlerden fazlası değil.
Not: Selectra kullanan 10 erkekten 5,12314 ü iktidar sorunu yaşıyor.
Ucu ucuna yetişebildim yine kaybolanın izine. O vakte kadar onu aradığımdan değil, onu hatırlamadığımdan boşa geçti o vakit. Şimdi peşimden kovalarken koca bir benlik ordusu, ben bir harabede yazıyorum son bildiklerimi, elimde kendime ait olan tek şeyimle; fenerimle...
En gerekli şeyin en zamansız mekansız çıkışı çoğu zaman kötü yollara sürüklerdi seni hatırlar mısın? O zamanlarda da çok duyardın beni orada burada. Bir ara farklı bir ses oluşunu reddedip o sesin sahibinin sen olduğuna tümden kanaat getirdin. Tabi sonraları asla bilemeyeceğin soruları da beraberinde getirecekti o ses. Sadece ilerlemek istedin, ama sadece istedin. Yaptığın şey sadece oturduğun yerden gidebileceğin en uzak mesafeyi bulmaktı çoğu zaman. İstediğini elde ettin garip bir şekilde ama diğer hayatî şeylerin farkına varmadan. Bulduğun her fırsatta televizyonu kötüleyip yerin dibine soksan da yapmakta olduğun şey sadece kendini bir koltuktan seyretmekti. Umursamadan. Duyamadan. Müziğin sesini iyice yükseltip başka sesleri duyamayacağını düşünecek kadar salak olmana rağmen, senden çok çok salakların dahi farkına varabilecekleri basitlikte şeyleri görmezlikten geldin habire. Kavanoza farklı büyüklükte taşları doldurup aralarda boşluk görmemeyi diledin hep. Ama o boşlukları kumla kapatabileceğini düşünmeden sadece sonuca katlandın. Oysa bu sadece bir canının olduğu bir bilgisayar oyunu olamayacak kadar karmaşık değil ve yine aynı bilgisayarın kendisi kadar kararlı ve dakik. Sana daha ne söylenilebilir bilmiyorum. Umarım oturduğun koltuk rahattır. Ve keyiflice izliyorsundur kendini. Arada reklam falan koymuyorlar mı sizin kanala yahu? Bir saniye olsun düşünme payı bırakmıyorlar heralde sana. E sen ne de olsa onların tüm kainattaki yegane seyircisisin. Sana çalışmayıp kime çalışacaklar? Söz veripte tutmadıklarına mı yoksa? Güldürme beni.
İnsanların gerçekten iyilik yapabilecekleri fikrine inancımı yitireli uzun zaman oldu. Güzel şeylerin arka planında birilerinin daimi ya da geçici çıkarları olduğunu düşünmek ve hatta bunlara tanık olmak, vahşi doğanın insan nesli üzerine olan yansımasının doğanın kendisinden daha vahşi olduğunu görmek, uzun zamandır içimde bir yerlerde yaşam mücadelesi veren çocuğu tam 16 yerinden bıçakladı. Kararlara yön veren şeylerin bireylerden bağımsız oluşunu onlara anlatmam beni uçuk kaçık yapıyor. Halbuki şu bir gerçek ki sizlerin mağazadan kıyafet alırken söylediği "bu baya yakışır bana bu renk açıyor beni" cümlesi aslında o an sizin ağzınızdan değil, sizin hayal dünyanızda yaranmak istediğiniz kişilerin ağzından çıkan sözler. Bunun bilimsel temellendirmesini burada uzun uzun yapamam belki. İçinde bulunduğum, yurt diye adlandırılan binanın içinde bir yerlerde yazı yazıyor olmam yeterince asîce çünkü.
Birkaç sene önce bugünküne benzer bir hissiyatım vardı eğitim hayatıma başlarken. Keşke diyordum beni duysaydı. O zaman umrumda olmazdı bunların hiçbiri. En olmaz durumlarda bile yaparım diyordum. Lakin artık bu sözleri yöneltebileceğim bir üçüncü şahıs dahi yok. Ben, koca bir imparatorluk. Daha büyük iki imparatorluğun varlık mülküne bıraktığı miras. Sağımda ya da solumda benden başkası yok. Ama ben inkâr etmiyorum bütün bunları. Tüketmekten başka bir işe yaramayan bir organizma oluşumu yalanlamıyor, varlığıma eşsiz manâlar katmıyorum. Lütfen bana samimi olmaktan başka çıkar yol söyle?