Gözleriniz kapalıyken, bedeniniz uyuşmuşken, elinize ve ayağınıza bağlı prangaların farkında olmazsınız normaliniz bu olmuştur. Verilen uyuşturucunun etkisi hafiften geçtiğinde ya da bir şekilde gözlerinizi hafifçe araladığınızda, içine düştüğünüz durumun vehameti her zerrenize diken gibi batar. Morfin havuzuna da atılsanız o acıyı hissedersiniz. Gerçeklik, göz gördükten sonra tahttaki ilüzyonu yerinden indirmek için ilk ve en büyük adımını atmıştır bile. Bu isyanın önünde onu zorlayabilecek tek bir engelden söz edilebilir; teslim olamamak. İbrahimî dinlere göre kişinin dünyadaki yegâne imtihanı. Teslim olmak içerisinde soru barındırmayan bir eylemdir. Teslim olmak günümüz toplumunda çoğunlukla suçluların suçlarını adalete karşı kabul ve itiraf etmesi şeklinde bilinir. Teslim olmak zordur. Bazı durumlarda kişiyi, kendi için elzem gördüğü şeylerden vazgeçmeye, bazen de istemsiz kabullenmeye zorlar. İnsanı hayvanlardan ayıran en büyük özellik düşünebilmesi ve karar alma yelpazesinin çok geniş olmasıdır. Karar alma gücüne irade denir. İrade, birden çok parametreyi bünyesinde taşıyan bir olgudur. Kişiye başarılı olacağını düşündüğü yolda atım atma kuvveti sağlayan iradedir. İrade, şıkları evet ve hayırdan oluşan tek soruluk bir sınavdır. Dünyada insanların tabi olduğu en zor sınavlardan biridir de ayrıca. Günümüz bilgisayarları ikilik sistemde çalışır. Bu, 1 ve 0 yani akımın var olması ve olmaması durumudur. 1 evet ise 0 hayırdır. Evet-hayır yıllar önce Erkan Yolaç'ın sunduğu bir yarışma programıdır. Yarışma, sonunda bir ödül gayesiyle bir grup insanın zihinsel ve bedensel olarak efor sarfetmesidir. Efor sarfetmek yorar. Yorulduğunda dinlenmek tatlıdır.
Yapılan tanımların öznelerini değiştirerek farklı hikayeler elde edebilirsiniz. Ben bunu kendim için yapıyorum. Zevkli de oluyor. Eğer sıkılıyorsanız neden bir rol yazıp oynamıyorsunuz? Bir insana dönüştüğünüzü hayal edin mesela. Bir gecede bütün nefretini kusmasını sağlayacak olan gücü elde etmek için efor sarfedip yorulan bir insan. Ne oldu? Hayal gücünüz tepki olarak kulak patlatan çığlıklar mı attı yoksa...
22 Ekim 2018 Pazartesi
Özgürlük Açmazı Ve Ercik Kral
Özgürlük ona sahip olabilenlerindir. Özgürlük bir hak değil bir kazanımdır. Savaş sonunda elde edilen ganimettir. İnsanlar sadece demir parmaklıklar arkasındayken özgür olmadıklarını düşünürler. Tutsaklık yalnızca bedenin hapsedilmesi değildir. Boyun eğmek tutsaklıktır. Soru sormamak, buna cüret edememek tutsaklıktır. Hayır diyememek tutsaklıktır, kendi kendine dahi. Mesela çoğu insan kendine hayır demekten acizdir. Bunlardan bazıları bu durumun farkında değilken bazıları farkındadır. Farkında olmayanlar bir şeylerin yolunda gitmediğini fakat bunun ne olduğunu bilmediklerini söylerler. Farkında olanlar, kafalarında birden fazla ses bulunan ve itaat etmeleri gerekenin hangisi olduğunu bildikleri halde diğerine itaat edenlerdir.
Yapılması gerekenin ne olduğunu bildiği halde içine girdiği döngüyü kıramayan insan köleden farksızdır. Eski çağlardaki kölelerle kıyaslandığında durumu daha da vahimdir. Çünkü onların sahibi canlı kanlı bir insandır ve azad etme lüksü, ihtimali vardır. Fakat modern zaman kölesinin sahibi kafasının içerisindedir. Verdiği emirler limbik sistemi kimyasala boğmaya yöneliktir. Son cümlenin kendisini ayrı bir şekilde ele aldığınızda bir sorun bulamazsınız çünkü insan bedeninin doğal davranışı budur. Fakat bu bilgiye ek olarak bu davranışların yalnızca zahmet gerektirmeyen ucuz şeyler olması gerektiğini ve sürekli tekrarlanması gerektiğini hesaba katarsanız kişinin neden köle olduğunu anlarsınız.
Başına buyruk bir kavram değildir özgürlük. Birden çok durumun aynı anda var olması halidir. Cesaret gerektirir, kararlık gerektirir her şeyden önce inanç gerektirir. Kendisinin bir birey olduğuna inanmayanlar hali hazırda özgür olduklarını zannederler. Fakat davranışlarının çoğunluğundaki itici kuvvet 3.şahısların zihninde kendine bir koltuk ayırmaktır. "Elalem ne der?" veya "Hakkımda şunu düşünsünler" diyerek hareket eden bir insan karakterden, dolayısı ile özgürlükten yoksundur. Günümüzde kime sorsanız tüm davranışlarının şahsına münhasır, yalnızca kendi kafasındaki jürinin yorumuna sunulmuş davranışlar olduğunu söyler. Fakat aynı kişiyi bir avuç insanın bakışları altında ufak bir konuşma yapmaya davet ederseniz, İsmail Türüt ile terleme yarışına girebilir. Herkes düşüncelerinin kendine özgü olduğunu zanneder. Doğuştan sahip olduğu boş sayfaya yazılanları bugüne kadar kendinin kaleme aldığı iddiasında bulunur. Bu deli saçması düşünceyi detaylıca çürütmeyi istiyorum ama üşeniyorum. Ama kısaca değinecek olursak, bir grup insanla bir düşünceyi tahlil veya eleştiri amacıyla konuşmaya başladığımda ortaya atılan fikirlerin %90'ı daha evvel sık duyduğum şeyler oluyor. Şunu diyebilirsiniz: "Ne yani daha önce başkası düşündü diye söylenen özgün olmuyor mu?". Eğer ortaya atılan düşünce, kişinin kendi akıl süzgecinden geçip ortaya atılmışsa bunda bir beis yoktur. Bu özgün bir düşüncedir. Daha evvel çok benzer şekilde başkası tarafından ele alınmış olsa dahi böyledir. Fakat hayata bakış açınızı genel ve detaylı olarak oluşturan öğelerin çoğu dışarıdan olduğu gibi ithal edilmişse ve siz buna rağmen farkında, açık görüşlü, fikir sahibi bir insan olduğunuzu düşünyor hatta biraz daha ileri gidip sizin gibi olmayanları içten içe küçük görme eğiliminde bulunuyorsanız sizlere Ercik Kral'dan bir vecize aktarmak isterim:
ARKADAŞLAR BAKIN BURASI SANAL ALEM, KİMSE KİMSENİN VİDEOSUNU ÇALAMAZ. LÜTFEN HADDİNİZİ BİLİN ARKADAŞLAR. HADDİNİZİ BİLMEZSENİZ BEN SİZİN ANANIZI AVRADINIZI SİKERİM. ANNANIZI AVVRADINIZI SİKERİM. ORRROSPU ÇOCUN PİÇLERİ LAN, HA. AMINAKODUM ÜÇ KURUŞLUK ADAMLARSINIZ LAN SİZ, HA. YORUM YAZMAYI BİLMEYEN OROSPU ÇOCUKLARI LAN, HA. HEPPİNİZİN ANASINI SİKİM LAN, HEPPİNİZİN AVRADINI SİKİM LAN, HEPPİNİZİN KIZ BACISINI SİKİM LAN, AMMINA KODUMUN EVLATLARI. LAN KİM BANA KARŞI GELİYORSA VARYA ANASINI AVRADINI SİKİM LAN, HA. KİM BENİ SEVMİYORSA ANASINI AVRADINI SİKİM LAN, SÜLALESİNİ SİKİM LAN, HA. GICCIK KAPAN KİM VARSA ANASINI AVRADINI SİKİM LAN. AMMUNA KODUMUN OROSPU ÇOCUKLARI KENDİNİZİ NENANUZANNEDİYORSUNUZ LAN, HA. AMINA KODUMUN EVLATLARI, HA. BURDA KARŞINIZDA ERCİK VAR LAN ERCİK VAR. BAŞKA KİMSE VAR MI? HA? BİRGÜN GELİCEK GÜCÜMÜ HERKES GÖRÜCEK AMMUNA SOKHTUMUN PİŞLERİ. AMMUNA GODUMUN GÖDLERİ. KONUŞMAYI BİLMEYEN OROSPU ÇOCUKLARI. KENDİ KENDİNE YORUM YAZAN OROSPU ÇOCUKLARI. BİRGİRGÜN GÜCÜMÜ HERKES GÖRÜCEK VAAY DİCEKSİNİZ VAAY "ERCİK BÜYÜK ADAMMIŞ BİZ KIYMETİNİ BİLEMEDİK ONUN". AMMUNAGODUM PİŞLERİ SİZİ.
Yapılması gerekenin ne olduğunu bildiği halde içine girdiği döngüyü kıramayan insan köleden farksızdır. Eski çağlardaki kölelerle kıyaslandığında durumu daha da vahimdir. Çünkü onların sahibi canlı kanlı bir insandır ve azad etme lüksü, ihtimali vardır. Fakat modern zaman kölesinin sahibi kafasının içerisindedir. Verdiği emirler limbik sistemi kimyasala boğmaya yöneliktir. Son cümlenin kendisini ayrı bir şekilde ele aldığınızda bir sorun bulamazsınız çünkü insan bedeninin doğal davranışı budur. Fakat bu bilgiye ek olarak bu davranışların yalnızca zahmet gerektirmeyen ucuz şeyler olması gerektiğini ve sürekli tekrarlanması gerektiğini hesaba katarsanız kişinin neden köle olduğunu anlarsınız.
Başına buyruk bir kavram değildir özgürlük. Birden çok durumun aynı anda var olması halidir. Cesaret gerektirir, kararlık gerektirir her şeyden önce inanç gerektirir. Kendisinin bir birey olduğuna inanmayanlar hali hazırda özgür olduklarını zannederler. Fakat davranışlarının çoğunluğundaki itici kuvvet 3.şahısların zihninde kendine bir koltuk ayırmaktır. "Elalem ne der?" veya "Hakkımda şunu düşünsünler" diyerek hareket eden bir insan karakterden, dolayısı ile özgürlükten yoksundur. Günümüzde kime sorsanız tüm davranışlarının şahsına münhasır, yalnızca kendi kafasındaki jürinin yorumuna sunulmuş davranışlar olduğunu söyler. Fakat aynı kişiyi bir avuç insanın bakışları altında ufak bir konuşma yapmaya davet ederseniz, İsmail Türüt ile terleme yarışına girebilir. Herkes düşüncelerinin kendine özgü olduğunu zanneder. Doğuştan sahip olduğu boş sayfaya yazılanları bugüne kadar kendinin kaleme aldığı iddiasında bulunur. Bu deli saçması düşünceyi detaylıca çürütmeyi istiyorum ama üşeniyorum. Ama kısaca değinecek olursak, bir grup insanla bir düşünceyi tahlil veya eleştiri amacıyla konuşmaya başladığımda ortaya atılan fikirlerin %90'ı daha evvel sık duyduğum şeyler oluyor. Şunu diyebilirsiniz: "Ne yani daha önce başkası düşündü diye söylenen özgün olmuyor mu?". Eğer ortaya atılan düşünce, kişinin kendi akıl süzgecinden geçip ortaya atılmışsa bunda bir beis yoktur. Bu özgün bir düşüncedir. Daha evvel çok benzer şekilde başkası tarafından ele alınmış olsa dahi böyledir. Fakat hayata bakış açınızı genel ve detaylı olarak oluşturan öğelerin çoğu dışarıdan olduğu gibi ithal edilmişse ve siz buna rağmen farkında, açık görüşlü, fikir sahibi bir insan olduğunuzu düşünyor hatta biraz daha ileri gidip sizin gibi olmayanları içten içe küçük görme eğiliminde bulunuyorsanız sizlere Ercik Kral'dan bir vecize aktarmak isterim:
ARKADAŞLAR BAKIN BURASI SANAL ALEM, KİMSE KİMSENİN VİDEOSUNU ÇALAMAZ. LÜTFEN HADDİNİZİ BİLİN ARKADAŞLAR. HADDİNİZİ BİLMEZSENİZ BEN SİZİN ANANIZI AVRADINIZI SİKERİM. ANNANIZI AVVRADINIZI SİKERİM. ORRROSPU ÇOCUN PİÇLERİ LAN, HA. AMINAKODUM ÜÇ KURUŞLUK ADAMLARSINIZ LAN SİZ, HA. YORUM YAZMAYI BİLMEYEN OROSPU ÇOCUKLARI LAN, HA. HEPPİNİZİN ANASINI SİKİM LAN, HEPPİNİZİN AVRADINI SİKİM LAN, HEPPİNİZİN KIZ BACISINI SİKİM LAN, AMMINA KODUMUN EVLATLARI. LAN KİM BANA KARŞI GELİYORSA VARYA ANASINI AVRADINI SİKİM LAN, HA. KİM BENİ SEVMİYORSA ANASINI AVRADINI SİKİM LAN, SÜLALESİNİ SİKİM LAN, HA. GICCIK KAPAN KİM VARSA ANASINI AVRADINI SİKİM LAN. AMMUNA KODUMUN OROSPU ÇOCUKLARI KENDİNİZİ NENANUZANNEDİYORSUNUZ LAN, HA. AMINA KODUMUN EVLATLARI, HA. BURDA KARŞINIZDA ERCİK VAR LAN ERCİK VAR. BAŞKA KİMSE VAR MI? HA? BİRGÜN GELİCEK GÜCÜMÜ HERKES GÖRÜCEK AMMUNA SOKHTUMUN PİŞLERİ. AMMUNA GODUMUN GÖDLERİ. KONUŞMAYI BİLMEYEN OROSPU ÇOCUKLARI. KENDİ KENDİNE YORUM YAZAN OROSPU ÇOCUKLARI. BİRGİRGÜN GÜCÜMÜ HERKES GÖRÜCEK VAAY DİCEKSİNİZ VAAY "ERCİK BÜYÜK ADAMMIŞ BİZ KIYMETİNİ BİLEMEDİK ONUN". AMMUNAGODUM PİŞLERİ SİZİ.
26 Nisan 2018 Perşembe
Bugünlük Böyle Olsun
Kafamın içerisinde kelimelere dökmek istediğim çok fazla şey var. Fakat bir türlü toparlayamıyorum bunları. Bazen uygun kelimeleri seçmekte zorlanıyorum. Bazen de kelimeleri kazaran bulmuş olsam da uygun sırada dizemiyorum. Halbuki 10 tane kelimeyi farklı düzende yazıp bana deseler ki bunlardan anlamlı bir cümle kur, kurarım. Ama mevzu kendimle ilgili bir şey olunca bu mekanizmada sorunlar meydana geliyor sanırım. Veya mekanizmanın çalışma prensibi bu şartlar altında çok farklı da olabilir. Sonuçta nöröloji dalında ihtisas yapmadım. Nitekim yapmış olan kişiler bile mevzubahis beyin olunca bazı konuları tam açığa kavuşturamıyor. Antidepresan ilaçların prospektüslerinde "...tam olarak etkisi bilinmemekle beraber..." cinsinden yazılar var genelde. Yanı sahip olduğumuz bilimin bir kısmı varsayımlar üzerine kurulu sanki. Veya o insanlar aslında biliyorlar tüm çalışma presibini ama açıklamaya yönelik endişeleri var. Bu endişeler ne kaynaklı olabilir diye düşünüp komplo teorisyenciliği yapmayacağım. Ülkemde bu cins insanlardan yeterince var. Ülkeye çöpçü de lazım.
Geçenlerde ziyaret ettiğim bir arkadaşım beni aradı yanına tekrar gelmem için. Sevdiği kişi ile yaşadığı birliktelik, ki buna birliktelik denirse, sona ermişti. Bundan bir acı duymuş olmasına rağmen yine de günlük hayatına normal bir şekilde devam edebiliyordu. Beni yanına çağırmasının altında yatan sebep daha büyük bir acı duymaya başlamış olmasıydı. Bu acı sevdiği kadının başka bir adamla hayatına devam etme kararı almış olmasıydı. Detaylarını tam manasıyla bilmiyor olmasına rağmen bunun düşüncesi bile benliğinde büyük bir yara açmış olacak ki, antidepresan kullanmaya başladığını da söyledi. Bu ilaçlar yapıları itibariyle hemen etki etmediği için ve kendisinin hızlı bir şeylere ihtiyacı olduğu için, ayaklı antidepresan rolünü üstlenip gittim yanına. Bunu yaparken gücenmedim. Nitekim 5 sene önce bugünlerde bende aynı durumdaydım. Bu ruh hali içerisindeyken insan yanında hep birilerini istiyor. Sanırım bu ilkel içgüdülerimiz ile alakalı. Gerçi onlarla alakalı olmayan bir şey var mı bilmiyorum. İnsanlar grup halinde daha rahat hayatta kalabileceklerini keşfedip, bu vaziyet genlerimize işlediğinden beri yanımızda birilerinin olması güven ve huzuru tetikliyor istemsizce. Bu hissiyatların var oluşuna vesile olan nörotransmitere serotonin diyorlar. İşte o ufak hapların vazifesi de tam olarak bu hormonu belirli bir seviyede tutmak. Bilim faslını bir kenara bırakalım zira sorularımın kulvarı biraz daha farklı.
Neden "sahip" olduğumuz kadının başka biri ile olma ihtimali bile bize normal şartlarda yapmayacağımız şeyleri bile çok rahat yaptırabiliyor? Bu aidiyet hissinin temeli de mi genlerimizde aranmalı, yoksa bunlara cevap verebilecek farklı kurumlar var mı? Bu hissiyat, insanın "benim" diye tanımladığı her şeyi tanımlarken duyduğu his ile aynı mı? Eğer cevap evetse ortada bir sevginin varlığından ziyade söz edilebilecek tek şey egodur sanırım. Ortada bir sevginin halihazırda zaten olmadığı ve bu durumun günümüz ilişkilerinin %90'ını oluşturduğu göz önüne alınırsa, romantizmin sanatın çeşitli kollarında ana gündem olmasının anlamsızlığı daha da görünür hale geliyor. Ya insanlar gerçekten saf aşkın ve sevginin ne olduğunu içten içe biliyorlar ve buna olan özlemlerini bu şekilde dile getiriyorlar, ki bunun gerçek olma ihtimali Trabzonspor'un şampiyon olma ihtimalinden daha az, ya da dezenforme olmuş koca bir ilüzyonun içerisindeyiz. Bu cümle kulağa nedense aptalca geliyor okuyunca zira ilüzyon zaten dezenforme olmuş bir gerçeği anlatmak için kullanılır.
Gereksiz bir Stendhal Etkisi yaşayan insanları anlatan bir paragraf yazdım sanırım az önce. Huzurlu hissettim. Ama daha huzurlu hissettiğim bir an vardı. Bahsettiğim arkadaşımla senin yaşamış olduğun şehre doğru geliyorduk. Meşru bir amaç güttüğümüz söylenemezdi ama gayrimeşru da değildik. O şehre her geldiğimde kafamı radar gibi veya namazı bitiren emmi gibi sağa sola çevirirdim, bu sefer o kadar yapmadım. Geçen her gün daha çok azalıyorsun içimden. Puding kıvamına gelmiş bir leğen rasyonalite, eritiyor senden kalan her şeyi. Tıpkı gece ve sabah farklı kararlar alıyor oluşum gibi bu duruma da farklı tepkiler veriyorum. Bu dualiteyi yaşayıp çoklu kişilik bozukluğuna sahip olduğunu düşünen insanlar var ama ben onlar kadar densiz değilim. Sadece senin varlığının yaşamımı olumsuz etkilemesi sebebiyle bunu sonlandırmak istiyorum ama oralarda bir yerlerde oluşunun verdiği tattan vazgeçmek canımı sıkıyor. Ama bu kaçınılmaz bir son. O yüzden üzgünüm. Hem dünya yuvarlak, belki bir gün...
İŞTE O ANLAR:
Geçenlerde ziyaret ettiğim bir arkadaşım beni aradı yanına tekrar gelmem için. Sevdiği kişi ile yaşadığı birliktelik, ki buna birliktelik denirse, sona ermişti. Bundan bir acı duymuş olmasına rağmen yine de günlük hayatına normal bir şekilde devam edebiliyordu. Beni yanına çağırmasının altında yatan sebep daha büyük bir acı duymaya başlamış olmasıydı. Bu acı sevdiği kadının başka bir adamla hayatına devam etme kararı almış olmasıydı. Detaylarını tam manasıyla bilmiyor olmasına rağmen bunun düşüncesi bile benliğinde büyük bir yara açmış olacak ki, antidepresan kullanmaya başladığını da söyledi. Bu ilaçlar yapıları itibariyle hemen etki etmediği için ve kendisinin hızlı bir şeylere ihtiyacı olduğu için, ayaklı antidepresan rolünü üstlenip gittim yanına. Bunu yaparken gücenmedim. Nitekim 5 sene önce bugünlerde bende aynı durumdaydım. Bu ruh hali içerisindeyken insan yanında hep birilerini istiyor. Sanırım bu ilkel içgüdülerimiz ile alakalı. Gerçi onlarla alakalı olmayan bir şey var mı bilmiyorum. İnsanlar grup halinde daha rahat hayatta kalabileceklerini keşfedip, bu vaziyet genlerimize işlediğinden beri yanımızda birilerinin olması güven ve huzuru tetikliyor istemsizce. Bu hissiyatların var oluşuna vesile olan nörotransmitere serotonin diyorlar. İşte o ufak hapların vazifesi de tam olarak bu hormonu belirli bir seviyede tutmak. Bilim faslını bir kenara bırakalım zira sorularımın kulvarı biraz daha farklı.
Neden "sahip" olduğumuz kadının başka biri ile olma ihtimali bile bize normal şartlarda yapmayacağımız şeyleri bile çok rahat yaptırabiliyor? Bu aidiyet hissinin temeli de mi genlerimizde aranmalı, yoksa bunlara cevap verebilecek farklı kurumlar var mı? Bu hissiyat, insanın "benim" diye tanımladığı her şeyi tanımlarken duyduğu his ile aynı mı? Eğer cevap evetse ortada bir sevginin varlığından ziyade söz edilebilecek tek şey egodur sanırım. Ortada bir sevginin halihazırda zaten olmadığı ve bu durumun günümüz ilişkilerinin %90'ını oluşturduğu göz önüne alınırsa, romantizmin sanatın çeşitli kollarında ana gündem olmasının anlamsızlığı daha da görünür hale geliyor. Ya insanlar gerçekten saf aşkın ve sevginin ne olduğunu içten içe biliyorlar ve buna olan özlemlerini bu şekilde dile getiriyorlar, ki bunun gerçek olma ihtimali Trabzonspor'un şampiyon olma ihtimalinden daha az, ya da dezenforme olmuş koca bir ilüzyonun içerisindeyiz. Bu cümle kulağa nedense aptalca geliyor okuyunca zira ilüzyon zaten dezenforme olmuş bir gerçeği anlatmak için kullanılır.
Gereksiz bir Stendhal Etkisi yaşayan insanları anlatan bir paragraf yazdım sanırım az önce. Huzurlu hissettim. Ama daha huzurlu hissettiğim bir an vardı. Bahsettiğim arkadaşımla senin yaşamış olduğun şehre doğru geliyorduk. Meşru bir amaç güttüğümüz söylenemezdi ama gayrimeşru da değildik. O şehre her geldiğimde kafamı radar gibi veya namazı bitiren emmi gibi sağa sola çevirirdim, bu sefer o kadar yapmadım. Geçen her gün daha çok azalıyorsun içimden. Puding kıvamına gelmiş bir leğen rasyonalite, eritiyor senden kalan her şeyi. Tıpkı gece ve sabah farklı kararlar alıyor oluşum gibi bu duruma da farklı tepkiler veriyorum. Bu dualiteyi yaşayıp çoklu kişilik bozukluğuna sahip olduğunu düşünen insanlar var ama ben onlar kadar densiz değilim. Sadece senin varlığının yaşamımı olumsuz etkilemesi sebebiyle bunu sonlandırmak istiyorum ama oralarda bir yerlerde oluşunun verdiği tattan vazgeçmek canımı sıkıyor. Ama bu kaçınılmaz bir son. O yüzden üzgünüm. Hem dünya yuvarlak, belki bir gün...
İŞTE O ANLAR:
16 Mart 2018 Cuma
Uzun Zamandır
Uzun zamandır hiçbir şey yazmıyorum. Yazmanın büyük bir nimet olduğunu bildiğim halde yapıyorum bunu hemde. Tıpkı her gece yatmadan önce yaşamanın ne kadar kıymetli olduğunu farkedip, uyanınca yine balkabağına dönüşmem gibi. Geçenlerde bir değişiklik yapayım dedim hayatımda. Aslında basit bir şey ama benim açımdan büyük önem taşıyor. Telefonumdaki bütün eski şarkıları silip yeni bir formata geçtim. Artık şarkıları ayrı ayrı indirmiyorum albüm olarak indiriyorum. Müziğin bendeki yeri çok önemli. Birden fazla şeyi çağrıştıyor çünkü. Hani bazen uzunca zamandır almadığımız bir koku alırız ve o kokuyu ilk duyduğumuz ana geri döneriz ya işte onun gibi bir şey.
Uzun zamandır hiç hayal kurmuyorum. Çok sıkıcı bir ciddiyete büründüm. Bütün iştahım kaçıyor sanki. Kısa bir yürüyüş esnasında kafamın içinde kaçıp gittiğim yerler kabul etmemeye başladı beni artık. Hayat, sınırları daha keskin çizgilerle belirlenmiş bir hale dönüştü. Daha heterojen bir hal almaya başladı. Renkler eskisi gibi canlı değil sanki. Yaşama arzusu git gide yerini bir amacı gerçekleştirme arzusuna bırakıyor. Sadece güneşin altında bir joint tüttürüp hafif esen rüzgardan keyif alabilen benliğim artık bunlara heyecan duymuyor sanki. Bu katılık beni korkutuyor canımı sıkıyor.
Uzun zamandır düzgün yemek yemiyorum. Gün içerisinde almam gereken şeyleri alıyorum evet. Protein karbonhidrat ve eser miktarda vitamin. Ama o kadar üşeniyorum ki o kadar enerjim az ki 1 aydır aynı şeyleri yiyorum. Olsun, karnını doyurabiliyorken bundan şikayet etmek biraz lüks gibi duruyor sanki. İnsani bütün ihtiyaçlarımı karşılayabiliyorum ne de olsa. Minimalist yaşam falan diyorlar buna. Tabi sadece bunun kapsamıyor bu yaşam tarzı. Ama ben sadece fakirim, ondan böyle gibi. Şu an farkettim falan kelimesini uzun süredir kullanmıyorum. Ama hiç eksikliğini hissetmedim.
Uzun zamandır seni rüyamda görmüyorum. Eskiden arada gelirdin yanıma. Bazen her ne kadar nefret etsem de dans ederdik seninle. Bazen sadece silüetini görürdüm. Bazen yanımda olur bana gülümserdin. O gecenin sabahı tüy kadar hafif uyanırdım hep. Ben yine berbat uyanayım ama sen gel. Arada göster kendini. Ya da vazgeçtim gelme. Zaten 3 günlük dünya. Bari vaktimi daha faydalı şeylere harcayım. Ne de olsa aşk sadece insanların uzun yıllar çiftleşmesini sağlamak için var olan, etkisi kısa bir uyuşturucu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)