26 Eylül 2016 Pazartesi

Gidecek bir yerim yok, kaybolmuş değilim.

 İnsanların gerçekten iyilik yapabilecekleri fikrine inancımı yitireli uzun zaman oldu. Güzel şeylerin arka planında birilerinin daimi ya da geçici çıkarları olduğunu düşünmek ve hatta bunlara tanık olmak, vahşi doğanın insan nesli üzerine olan yansımasının doğanın kendisinden daha vahşi olduğunu görmek, uzun zamandır içimde bir yerlerde yaşam mücadelesi veren çocuğu tam 16 yerinden bıçakladı. Kararlara yön veren şeylerin bireylerden bağımsız oluşunu onlara anlatmam beni uçuk kaçık yapıyor. Halbuki şu bir gerçek ki sizlerin mağazadan kıyafet alırken söylediği "bu baya yakışır bana bu renk açıyor beni" cümlesi aslında o an sizin ağzınızdan değil, sizin hayal dünyanızda yaranmak istediğiniz kişilerin ağzından çıkan sözler. Bunun bilimsel temellendirmesini burada uzun uzun yapamam belki. İçinde bulunduğum, yurt diye adlandırılan binanın içinde bir yerlerde yazı yazıyor olmam yeterince asîce çünkü.

 Birkaç sene önce bugünküne benzer bir hissiyatım vardı eğitim hayatıma başlarken. Keşke diyordum beni duysaydı. O zaman umrumda olmazdı bunların hiçbiri. En olmaz durumlarda bile yaparım diyordum. Lakin artık bu sözleri yöneltebileceğim bir üçüncü şahıs dahi yok. Ben, koca bir imparatorluk. Daha büyük iki imparatorluğun varlık mülküne bıraktığı miras. Sağımda ya da solumda benden başkası yok. Ama ben inkâr etmiyorum bütün bunları. Tüketmekten başka bir işe yaramayan bir organizma oluşumu yalanlamıyor, varlığıma eşsiz manâlar katmıyorum. 


 Lütfen bana samimi olmaktan başka çıkar yol söyle?