Kör olmaktan kaçınmıyorcasına sabah uyanır uyanmaz susturuyorum aklımı. Rutinim harici bir yaşantının esamesi bile bünyemde derin korku uyandırıyorken bu kadar sıradan bir duruma bile tahammül edemiyor olmam kendi üzerimdeki tasarrufum hakkında şüpheye düşürüyor beni. Hiç ölmeyecekmiş veya elindeki zaman hiç tükenmiyormuş gibi yaşayan bir insandan bu hayatta nerede olması beklenir? Hele ki bu insan kendini idame ettirecek kadar bile mal varlığı olmayan biriyse.
Elimi uzattığımda uzanabileceğim kadar uzakların var olduğunu bilerek yaşamaktır beni hala nefes almaya zorlayan. Ama en ufak şeyin dahi bedelsiz olmadığı bu dünyada bu denli muazzam bir mülkü öylesine elde edebilme fikri fazlasıyla yersiz. Korkakların yaşadığı bir çöplükte kendime ufak bir yer edinip ahkâm kesiyorum bana kalırsa. Evet tek yaptığım bu. Kendimden başka düşmanım da yok dostum da yok. Eminim senin için de durum aslında böyledir. Fakat kendinden başka her şeye fazlaca anlam yükleyen biri olduğun için farkında değilsindir bunun. Ama yine de benden iyisin bence. En azından aynaya bakma amacın sadece görünüşündeki kusurları gidermektir. Dünyaya ters yerinden baktığımı hissediyorum bazen. Durum bu olunca aynaya sarılıyorum. Orada gördüğüm yansımada her şey olması gerektiği gibi duruyor. Çoğunlukla usanıyorum kendimden. Artık eskisi kadar korkmuyorum da bu bedeni terketmekten nedense. Merak etme bu durum beni bir şeyleri sonlandırma konusunda cesaretlendirmiyor. Korkularım azaldıkça benliğimin daha çok söz sahibi olduğunu farkettim ve halen tatmak istediğim şeyler var. Bir yanım çok seviyor bu hayatı. Hatta o kadar seviyor ki hiç yaşamadığım fakat paralel bir evrende yaşama ihtimalimin bulunduğu bir hayatı gerçekmişcesine kurguluyor. İçine gerçek hayattan halen hayatta olan fakat kim olduğunu bilmediği ve tanımadığı kişiler koyuyor. Gerçek bir şehrin gerçek sokaklarında muhtemel durumları simüle edip baş rolüne beni koyuyor. Hiç olmadığım bir kişiyi oynamaktan çekinmiyorum nedense. Onun yazdığı her senaryoyu elimden geldiğince kusursuz oynamaktan imtina etmiyorum. Şu an bu satırları yazmama sebep olan bedenim gerçek tepkiler veriyor bu filmden kesitlere. Oradaki oyuncu üzülünce üzülüyor, gülünce coşuyor, öfkelenince böbrek üstü bezlere kırbaç şaklatıyor. Gerçek hayattan bağımsız, olağanüstü bir durumu reddediyor bu senaryoyu kurgulayan kişi. Uçanlar kaçanlar, görünmez olanlar, ışınlanabilenler, dört kolu olanlar falan yok. Sahip olduğu verileri mümkün olduğunca gerçeğe uygun düzenliyor. Yani sözün özü bu muhtemel yaşantının gerçekle olan farkı bir şeylerin var olamaması değil, olmaması. Mümkün bir hayatın izlerini taşıyor içerisinde.
Yine de sen sen ol sabah uyandığında açtığın gözünü kapama bir daha. Güvenme kendinden başka kimseye. Binbir zahmetle bazen ise kötü neticelerle elde ettiğin gerçeklere ihanet etme. Yalanlar söylemekten vazgeç kendine. Terör estirme kafanın içerisinde. Çünkü bugün belki de gördüğün son gün batımıydı. Yarını görebilmen için dua etmekten başka bir seçeneğin ise mevcut değil. Zamanın kıyısında yaşayan savaşçılar böyle buyurmuşlardı atları üzerinde bitkin düşmüş bir halde.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder