Ucu ucuna yetişebildim yine kaybolanın izine. O vakte kadar onu aradığımdan değil, onu hatırlamadığımdan boşa geçti o vakit. Şimdi peşimden kovalarken koca bir benlik ordusu, ben bir harabede yazıyorum son bildiklerimi, elimde kendime ait olan tek şeyimle; fenerimle...
En gerekli şeyin en zamansız mekansız çıkışı çoğu zaman kötü yollara sürüklerdi seni hatırlar mısın? O zamanlarda da çok duyardın beni orada burada. Bir ara farklı bir ses oluşunu reddedip o sesin sahibinin sen olduğuna tümden kanaat getirdin. Tabi sonraları asla bilemeyeceğin soruları da beraberinde getirecekti o ses. Sadece ilerlemek istedin, ama sadece istedin. Yaptığın şey sadece oturduğun yerden gidebileceğin en uzak mesafeyi bulmaktı çoğu zaman. İstediğini elde ettin garip bir şekilde ama diğer hayatî şeylerin farkına varmadan. Bulduğun her fırsatta televizyonu kötüleyip yerin dibine soksan da yapmakta olduğun şey sadece kendini bir koltuktan seyretmekti. Umursamadan. Duyamadan.
Müziğin sesini iyice yükseltip başka sesleri duyamayacağını düşünecek kadar salak olmana rağmen, senden çok çok salakların dahi farkına varabilecekleri basitlikte şeyleri görmezlikten geldin habire. Kavanoza farklı büyüklükte taşları doldurup aralarda boşluk görmemeyi diledin hep. Ama o boşlukları kumla kapatabileceğini düşünmeden sadece sonuca katlandın. Oysa bu sadece bir canının olduğu bir bilgisayar oyunu olamayacak kadar karmaşık değil ve yine aynı bilgisayarın kendisi kadar kararlı ve dakik. Sana daha ne söylenilebilir bilmiyorum. Umarım oturduğun koltuk rahattır. Ve keyiflice izliyorsundur kendini. Arada reklam falan koymuyorlar mı sizin kanala yahu? Bir saniye olsun düşünme payı bırakmıyorlar heralde sana. E sen ne de olsa onların tüm kainattaki yegane seyircisisin. Sana çalışmayıp kime çalışacaklar? Söz veripte tutmadıklarına mı yoksa? Güldürme beni.
Kendine iyi bak.
Bolca su iç.
Kendini gör.
Ve bir daha inmemek üzere kanatlan.a
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder